Sosyal Medyanın Asosyal İnsanları

Sosyal Medyanın Asosyal İnsanları

Asıl meselemiz egoyu tatmin, haz duyma potansiyelini arttırma, her şeye her bilgiye hızlı ulaşma arzusu peşinde kendimizden olmamız. Sosyal medya kullanımı sayesinde içimizdeki uyuyan duygular uyandı. İsteklerimiz amaçlarımız yaşam tarzımız her şey bir dönüşüme uğradı. Peki, ama neden ­?

Dopamin… Vücutta doğal olarak üretilen, motivasyonu yükselten, iyi hissetmeyi sağlayan bir hormon. Sosyal medya sayesinde vücudumuzun dopamin ürettiğini ve sosyal medyadan uzak kaldığımızda mutsuz hissetme sebebimizin bu hormonu tetikleyen görsellerden uzak kalmanız olduğunu biliyor muydunuz? Twitter, İnstagram ve Facebook uygulamalarınızı telefonunuzdan açarken hemen açılmaz üç saniye sonra açılır. Program üreticileri bu sebeple beynin dopamin ürettiğini keşfetmişler ve bağımlılığın artması için uygulamalar üç saniye sonra ekrana getirmenin kendi çıkarları doğrultusunda sigara tiryakisi gibi belli aralıklarla sosyal medya hesaplarımıza girmemize sebep olmuşlar. Ekranda kalış süreci için bizi ikna edebilmenin yollarını bilimsel açıdan çözmüşler. Bağımlılığın bütün semptomlarını gösteriyoruz. Sosyal medya bizi arada tutan hayattan kopmamıza sebep olan bağımlılık çeşitliliği sunan eğlence aracı gibi gösterilen dipsiz bir kuyu.

Fomolaştıramadıklarımızdan mısınız? O zaman buyurun günde 20 doz (kez) Twitter! FOMO da ne diyebilirsiniz. Fomo sosyal medyada gelişmeleri kaçırma korkusu. Onlar yaptı ben geri kaldım. Neden oralara gidemiyorum huzursuzluğu. Fomonun dünya geneli haber alma sınırı olmadığı için stres seviyesi daha genele daha genişe uzanıyor. Eğer ki gece uyumadan öce İnstagram’da dolaşmadıysanız huzurlu bir uyku uyuma potansiyeliniz artacak. Güzel bir uyku sonrası uyanır uyanmaz İnstagram’a girme ve arkadaşlarınızın kahvaltı fotolarıyla karşılaşmanız dahi sizde bir şeyleri kaçırıyorum huzursuzluğu oluşturacaktır. İşte buna fomo deniyor. Alında yapmayacağınız şeyleri yapmaya başlayıp paylaşma hastalığına da fomo deniyor. Sahip olduğunuzu zannettiğiniz değerli /değersiz değer yargılarınızın etkileşimlere göre değişmesine sebep oluyor. Sosyal değerinizi sosyal medya üzerinden puanlamaya başlamanız öz değerinizin yavaşça elinizden alındığının bir göstergesidir. Eğer telefona bakmadığınızda bir şeyleri kaçırdığınız hissine kapılıyorsanız müdahale etmeniz gerekiyor.

Dünya gerçeklerini kaçırma korkusu sizi sizden etmesin. Kendi gerçekliğinizden uzaklaşmayın. Sahip olduğumuzu zannettiğimiz bu teknolojik haz bir illüzyon. Bu illüzyon cihazdan uzaklaştığımızda bir zihin bulanıklığı içinde buluyoruz kendimizi. Ego, kibir bir yerde kendini pazarlamanın ucuz dünyasının bizlere aslında nelere mal olduğunu bilemiyoruz. Birinin gözlerine bakıp ne kadar uzun süre konuşabildiğinizin dakikasını tutabilir misiniz?

İnsanı sosyal bir hayvan gibi gören ve eğitilmesi gerektiğini düşünen bu platformlar da günlük neler oluyor derseniz;
  • Dünyanın %40 ı internete erişim sağlamıyor.
  • Whatsapp’ta her gün 30 milyon mesaj gönderiliyor.
  • Youtube’a dakikada 400 saatlik video yükleniyor. (Tüm videoları yüklemek 65 yıl sürebilir)
  • Snapchat’e 60 sn. de 527 bin foto yükleniyor.
  • İnsagram’da 10 sn. de 185190 fotoğraf video beğeniliyor.
  • Google’da 60 sn. de 2.4 milyon arama yapılıyor.
  • Twitter’da 60 sn. de 34222 tweet atılıyor.
  • Facebook’ta 60 sn. de 701.389 yeni oturum açılıyor.
  • Türkiye gününün 2 saat 38 dakikasını sosyal medyada geçiriyor.

Peki, ama neden? Bunca bilgi nereye gidiyor!

“HİÇBİR ŞEY ELEŞTİRİ YETENEĞİ OLMAYAN MAKİNELERİ KONTROL EDEREK GEÇİRİLMİŞ BİR HAYAT KADAR KİBRİ BÜYÜTEMEZ” diyor EDWARD SNOWDEN

Amerika’da gizli servislerde çalışmış ve itiraflarını kaleme almıştır.

“Kendinizi bilgisayar karşısında otururken hayal edin, birazdan bir internet sitesini ziyaret edeceksiniz. Bir internet tarayıcısı açıyorsunuz. Bir URL yazıyorsunuz ve enter tuşuna basıyorsunuz. Sonuçta URL bir istek ve bu istek, hedefindeki sunucuyu aramak için yola çıkıyor. Ancak seyahatinin ortasında bir yerde, isteğiniz hedef sunucusuna varmadan önce NSA’ın en güçlü silahlarından biri olan türbülans üzerinden geçmek zorunda.

İsteğiniz birbirinin üstüne dizilmiş şöyle dört raflı bir kitaplık kadar birkaç korsan sunucunun içinden geçer. Bunlar müttefik ülkeler boyunca piyasaya hâkim özel telekomünikasyon firmalarında, ABD elçiliklerinde ve askeri üstlerde bu iş için ayrılmış odalara yerleştirilmiştir ve iki hayati aracı barındırırlar. İlki verinin bir kopyasını barındırmak ikincisi doğrudan kullanıcıya müdahil olmaktır. Belirli bir e-posta adresi, kredi kartı ya da telefon numarası internet hareketlerinizin istikameti veya coğrafi yönü!  Ve sonuç; istediğiniz tüm içeriği istemediğiniz tüm gözetimle birlikte alırsınız ve tüm bunlar 686 milisaniyeden kısa süre içinde gerçekleşir. Ruhunuz bile duymaz. Kötü amaçlı yazılımlar bilgisayarınıza telefonunuza bir kere yerleştirildiğinde bu güçler sadece meta verinize değil, verinize de erişebilir.

Artık tüm dijital hayatınız onlara aittir. Silmek istediğiniz şeylerin sil tuşuna evet tuşuna basarak silindiğini düşünüyorsanız size şu bilgiyi vereyim. Silmek bilgisayar dünyasının kendinizi rahat hissedin diye size yutturduğu bir hiledir. Sildiğinizi sandığınız şey veri bağırsağında bir yerlerde her zaman durur. Bulunacağı güne kadar. Öyle bir program düşünün ki siz neredesiniz yakın tarihli çevrim içi durumlarınız, nelere vakit harcadığınız, nelerden sıkıldığınız e-kitap okurken ki nefesinizin sesinin bile dinlendiğini bilindiğini hayal edin. Mahremiyetinizi kendi ellerinizle teslim ettiğiniz için özgürlüğünüzün kısıtlandığını sizi birilerinin sürekli izlemesinin verdiği huzursuzluğu düşünebiliyor musunuz? Tüm bu olanlar sizi bağımlılık hastalığına soktu çünkü sizlerden haber alma bağımlısı olan kişiler tarafından sürekli kontrol edilmek isteniyorsunuz. Özgürlükler ülkesinin bu gizli iş yerinde çalışan kendi adamlarının önce bunu kendi vatandaşlarına yaptığı itirafı bize neler yaparlar diye sizi düşündürtmüyor mu?

Şifre üstüne şifre koyulan telefonlara bilgisayarlara mahremiyetimize özelimize bu kadar çabuk ulaşılabilinir olması sizi rahatsız etmiyor mu? 

Kitlesel gözetim artık hiç bitmeyen nüfus sayımıdır. Telefondan bilgisayarlarımıza tüm aygıtlarımız aslında, sırt çantamızda ve ceplerimizde taşıdığımız küçük nüfus sayım memurlarıdır. Her şeyi not alan hatırlayan ve hiçbir şeyi asla silmeyen memurlar… Koyun gibi sayılmaya devam mı yoksa bir çözüm buluna bilinir mi?

Bu gönderiyi paylaş