Bir Ramazan Masalı

Bir Ramazan Masalı

Çok da uzak olmayan bir diyarda küçük bir kasaba varmış. Bu küçük kasabada Bilge bir baba ve üç oğul yaşarmış. Oğulların adı: Duyoğlan, Bakoğlan ve Susoğlan’ mış.

Bu üç oğlan her gün kasabada o sokak benim, şu sokak senin güle oynaya, hoplaya zıplaya gezip dururlarmış.

Öyle ki Bakoğlanın bakmadığı , duyoğlan’ ın duymadığı, Susoğlan’ın konuşmadığı şey kalmadan evlerine dönmezlermiş.

O gün yine gezerken kasaba sokaklarında tellalların sesini duymuşlar:

Güm güm de güm güm 

Güm güm de güm güm

Besmeleyle çıktık yola

Güm güm de güm güm 

Selam verdik sağa sola

Güm güm de güm güm

Ramazan’ınız mübarek ola!!

Güm güm de güm güm…

Duyoğlan, Susoğlan, Bakoğlan pek keyiflenmiş. Her yıl olduğu gibi o yıl da kasabada o gece uyunmamış, alışverişler yapılmış, iftariyelikler hazırlanmış, kutlanmış da kutlanmış. Kutlamışlar kutlamasına da beklemişler beklemişler  gelmemiş Ramazan. Tıpkı bir önceki yıl olduğu gibi … Ve daha önceki yıl da…

Bilge baba bu duruma dayanamaz olmuş artık. 

Toplamış yamacına 

Susoğlan, Duyoğlan ve Bakoğlan’ ı.

Demiş ki:

“Evlatlarım ben artık yaşlandım ömrüm sonraki yıla erer mi ermez mi bilinmez. Sizlerden son bir isteğim var. Şu karşı dağın ardında çınar ağacının altında gömülü bir sandık var düşün peşine arayın bulun o sandığı oğullarım yaşınız geldi.” 

Üç oğlan hasta babalarını daha fazla yormak istememiş ve düşmüşler yola:

Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler altı ay bir güz gitmişler 

Derelerden sel gibi tepelerden yel gibi esip geçmişler. Sonunda varmışlar o çınarın altına.  

“Ahh Ahh!” demişler:

Şu ağaç dile gelse keşke

Acaba şu gizemli sandık nerde?

Masal bu ya Çınar dile gelerek:

“Ne yerde ne gökte

Aradığınız sandık aşağı kökte”

Demesin mi? Üç oğlan hem şaşkın hem mutlu…

Hemen varıp aşağı kökünü bulmuşlar koca Çınar ağacının. 

Önce susoğlan başlamış kazmaya.

Kazmış, kazmış…

Yorulunca Duyoğlan almış görevi.

Kazmış, Kazmış…

Yorulunca Susoğlan almış görevi. O da 

Kazmış, kazmış, kazmış..

Ve sonunda sandığa ulaşmış. Susoğlan sandığı eline almış. Sandığın içinden bir ses  geldiğini duymuş. Kulaklarını iyice dayamış. Sessizce dinlemiş.

“Heeeey!” demiş,” Bir horultu sesi bu!”

horrr pişşş …

Ne yapsak ne etsek diye düşünürken üçünün de aklına masalların o sihirli cümlesini kurmak gelmiş:

Üçü birden:

“Açıl sandık açıl” diye bağırınca sandık gıcırdayarak açılmış. Bir de ne görsünler sandığın içinde horultuyla uyuyan yaşlı bir teyzeymiş meğer. Üç oğlanın gürültüsüyle, yıllar süren uykusundan uyanan teyze 

“Siz de kimsiniz üç oğlan, neden beni derin uykumdan uyardınız?”

Susoğlan:

“Biz şu karşı dağın ardındaki bir türlü Ramazan gelmeyen kasabadan geliyoruz. Babam gönderdi de bizi, düşün o sandığın peşine dedi. Biz de yollara döküldük. Vardık sandığın başına geldik.”

Yaşlı teyze:

“Demek Ramazan gelmeyen kasabanın çocuklarısınız. Size bir sır vereyim o halde. Ramazan kasabanıza gelmek için üç balığı bekler. Balıkları karşı nehirden tutun, elinize alın. Onlar da sizi tutarsa alın kasabanıza götürün . Derler ki o balıkların gittiği her yere Ramazan pek güzel gelirmiş.

Üç oğlanın sevinçten gözlerinin içi gülmüş. Ve düşmüşler yola…

Az gitmişler, uz gitmişler dere tepe düz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi esip geçmişler varmışlar nehir kıyısına. Hiç gecikmeden heybelerinden eksik etmedikleri oltaları atmışlar nehre  beklemeye koyulmuşlar balıkları. Zaman bu durmamış geçmiş tabii. Önce Duyoğlan’ın oltası sallanmış, çekmiş oltasını küçük gri balığı görmüş, eline alır almaz tuttuğu balık cumburlop kulağına kaçmış ve Duyoğlan a seslenmiş: 

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen güzeli duy çirkine sabreyle.”

Duyoğlan şaşkınlıktan donakalmış.

Sonra Susoğlan ın oltası sallanmış, çekmiş oltasını küçük gri balığı görmüş, eline alır almaz onun da tuttuğu balık cumburlop ağzına kaçmış ve Susoğlan a seslenmiş:

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen güzeli konuş çirkine sabreyle.”

Susoğlan da şaşkınlıktan donakalmış.

Sonra Bakoğlan ın oltası sallanmış, çekmiş oltasını küçük gri balığı görmüş, eline alır almaz tuttuğu balık cumburlop gözüne kaçmış ve Bakoğlan’a o da seslenmiş :

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen Güzele bak çirkine sabreyle.”

Bakoğlan da şaşkınlıktan donakalmış.

Tüm bunların üzerine,

Üç oğlan dönmüş gerisin geriye… 

Az gitmişler, uz gitmişler dere tepe düz gitmişler, altı ay bir güz gitmişler, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi esip geçmişler. Kasabalarına varır varmaz babalarını ziyaret etmiş ve kasaba sokaklarında eski günlerdeki gibi gezip dolaşmaya koyulmuşlar.

Sokaklarda dolaşırken ne zaman Susoğlan’ ın dili kötü bir kelimeye takılsa yuttuğu balık dile gelir:

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen güzeli konuş çirkine sabreyle” diye susturmuş Susoğlan’ı.

Ne zaman Duyoğlan’ ın kulağına kötü bir kelime takılsa kulağındaki balık dile gelir:

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen güzeli duy çirkine sabreyle.”

Ve 

Ne zaman Bakoğlan’ ın gözüne kötü bir şey takılsa gözündeki balık dile gelir:

“Ramazan gelir gelmesine de 

Sen Güzele bak çirkine sabreyle.”

Dermiş. 

Zaman tıpkı akan suya benzermiş bir türlü durmak bilmezmiş. Bu masalda da öyle olmuş. Durmamış. Zaman aktıkça bu cümleler kasabada yayıldıkça sokaklarda güzellikler artmış, bir çığ gibi büyümüş.

 Derler ki o kasabaya asla uğramayan Ramazan, o gün bu gündür hilalin en güzelinde, her yıl tüm sürprizleriyle gelir bütün insanları mutlu edermiş…

“Ticari olsun veya olmasın yazarın izni olmadan e kitap, kitap,dergi, blog, internet ortamında herhangi başka ortamda yayınlanamaz çoğaltılamaz, aksine davranış sorumluluk gerektirir.

Telif Hakkı Uyarısı

Bu gönderiyi paylaş